Bu kürtaj mevzusu çıktı çıkalı ilgiyle takip ediyorum söylenenleri, yazılanları. Başbakan bir konuyla ilgili böyle fevri çıkışlar yaptığında olduğu gibi, şimdi de herkes  onun karşısında dolayısıyla kadınların yanında kürtajı savunuyor. Bu arkadaşlar içinse kadınların yanında olmak demek:

*kürtaj cinayet değildir demek

*kürtaj kadının hakkıdır demek (o bebeklerin yaşama hakkı umursanmadan)

*başörtülü kadınlar da kürtaj yaptırıyor demek

*sezaryen yöntemiyle doğum yapmak da çok güzel bir şeydir demek

*ayyy yatak odamıza kadar girdiler bunlar, Türkiye muhafazakarlaşıyor yoldaşlar ne yapacağız demek.

İşin daha da sıkıntı veren tarafı canımızı da emanet ettiğimiz doktorlar keyfi durumlarda “yaptırılan” kürtajı gerekliymiş gibi gösterip; anne ölümlerine, töreye, intihara dikkat çekiyorlar. Durum öyle bir hal aldı ki Türkiye’deki her bir kadın kürtaj yaptırmazsa ölecek, sezaryen yöntemiyle doğum yapmadıkça da acı çekerek ölecek.

Zorunlu durumlar haricinde yapılan kürtaj tabii ki cinayettir. Kimse kusura bakmasın. Şöyle kariyerim var, böyle sıkıntılarım var, hazır değilim gibi saçma bahanelerle doktora başvuran bütün kadınlar benim gözümde cani birer katil. Şimdi evladıma bakıyorum da o bana Rabbimin en güzel hediyesi, hangi acımasız herhangi bir can tehdidi olmadan yavrusuna kıyabilir? Biraz da böyle düşünmek gerek. Daha fazla söze gerek yok sanırım…

hey taksi!

Müselleme sağ olsun bu aralar sık sık taksiye biniyoruz. Yürümeyi çokça seven ben kızım sayesinde iyice mobil oldum. İnsan bu kadar fazla taksiye binince her çeşit taksiciyle karşılaşıyor haliyle. Gördüğüm beyler, aslında hepinizin aşina olduğu kabalıktalar ya, arada bebekli bir bayana yardım etmek isteyecek taksi şoförleri de çıkıyor karşıma.

Mesela bugün geçen haftanın aksine, taksisine bindiğim beyefendi :) bagajdan bebek arabasını indirme nezaketinde bulundu. Hatta indirmekle kalmayıp onu uygun bir yere bıraktı. Aslında normal karşılanabilecek bu davranış bizi ne kadar da şaşırtabiliyormuş bunu fark ettim. Belki de taksiyi duraktan çağırmamın etkisi vardır bunda. O durağın taksicileriyle de uğraşmadım diyemem, yine de sürpriz bir sonuç oldu benim için.

Ne çok dolaştırdın diyeninden tut, arabaya yavaş bindiğimi söyleyenine, açık taksimetreyle yola devam etmek isteyen kurnazlara, çocuk olmasa beklemezdim bu kadar diye posta koyanına bile rastladım. Taksicilere böylesine yüklenmeyi istemem aslında, İstanbul trafiğinde zor zamanlar yaşadıklarına da eminim. Ama bu kendi suçları olan ufak çaplı kazalarda bile müşterisini -yüreğini ağzına getirdiği halde- tersleme hakkı vermez. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda, karşınıza çıkıyor mu böyle taksiciler? Yoksa beni mi buluyor hepsi?

haftalık yapıla listesi

Etiketler

,

İnsan bu ne yaa deyiveriyor birden, değil mi? Böyle bir alışkanlığım olsa fena da olmaz hani diye düşünebiliyoruz.

Çoğumuzun kafasında olan bu liste her zaman gerçekleşmeyebiliyor maalesef. Yazılı olarak karşımızda dursa, nispeten daha etkili olur harekete geçmede. Bu listeyi gündeme alma sebebimse çok basit aslında. Her zaman aklımızda olan şeylerden biri olmasına rağmen, gün aşırı takip ettiğim bir sitede rastladım buna. Fark etmediğim bir köşesinde öylece beni bekliyormuş meğer. dipnot.tv den bahsediyorum. Zeyno’yla iyi yemek adlı köşesinde gördüm bu listeyi, gastronomi konularını,yani yeme içmeyi ve bunun için gezmeyi içeren listeler var genelde. Tabi biz bunu kendimize uyarlayabiliriz rahatlıkla.

Ben kendime görev edindim yanımdan hiç ayırmadığım defterime bundan sonra böyle listeler ekleyeceğim. Artık benimkiler haftalık mı olur günlük mu orasını bilmiyorum…

Başımıza öyle güzel şeyler geliyor ki hayatta. Bunları göz ardı etmek mümkün değil.

Fakat bazen öyle bir şey oluyor ki; bir hediyenin, bir mutluluk vesilesinin hemen ardından dünya başımıza yıkılıveriyor. Sevinsek mi üzülsek mi bilemiyoruz. Garip, saçma bir arafta kalakalıyoruz. Tek başımıza o karanlığın içinde çömelmiş, kulaklarımızı tıkamış buluyoruz kendimizi. Yapacak hiç bir şey yok; sineye çekip, Allah’tan geldi deyip önümüze bakmaktan başka…

Hala çok sıcak içimdeki acı, içimdeki sevinç. İkisi birbirine girdi. Üzülsem gülüyorum, sevinsem ağlıyorum. Bebeğimin bir gülüşünde teyzemi görüyorum. O ağladıkça bende ağlamak istiyorum. Ama önümüze bakıyoruz işte, gözlerimizi kapatmak mümkün değil…

kainat güzelliği

Yine kainatın en güzel kızı seçilmiş. Küreselleşen bu dünyada mesafeler kısaldı ya sözüm ona, hepimiz güzel olabiliyorduk. Azra Akın’dan sonra bütün kızlarımız umutlanmıştır eminim. Kainat güzeli olucam ben! diye. Böyle büyüyen kız çocukları da var malesef. Annelerinin güzellik kraliçesi olsun diye yoğurt yedirdikleri.  Ama bu sene rüyalar gerçek olmadı. Şaşırtıcı da değil. Türkiye’den katılan kızımızın adının Melisa soyadınınsa Pamuk olması hiçbirşey ifade etmemiş meğer. Pamuk prenses olduğunu bizden başka düşünen yoktur. Sevgili dünyamızda güzel olanlar hep Brezilyalı olur, Ukrayna’lı olur. Bu sene öne çıkmış başka bir isim Angola. Brezilya üçüncülükle idare ediyormuş artık, Ukrayna yine iyi. Şimdi de bu yarışmalara Angola’nın kızları katılacaklar her sene. Bir ümit artık…

yeni kelimeler

Hayat için notlar almak gerekli sanırım. Yanımda duran kocam için, doğacak bebeğim için. Beni bilmeyen insanların girdiği bloglara depresif halimi yazmalıyım belki de. Belki bende internetin o bilinmez ama bilinir dünyasına girmeliyim ve herşeyimi paylaşmalıyım tanımadığım insanlarla.

Neden bu kadar ağır geliyor yaşamak? Neden mutlu olamıyoruz. Her zaman bir şeyler eksik… beş yıldır o eksik olan parçayı arıyorum. O bulduğumda her şeyi tamamlayacak olan parçayı. Fakat hala her şey kırık dökük. Bir harabede yaşıyorum ben. Kimsenin beni çıkarıp alamayacağı bi yerde. Kimsenin haberi olmadığı bir yerde. Küçük kardeşimin koltukların arasına saklanışı gibi yaşamam. Yaşamım bir dolabın içinde saklı. İki ayrı kişilik. İki ayrı kıyafet. Ben ve maskelerim. İçimdeki çığlıklar. Söylemeye karar vermelerim; her seferinde vazgeçişlerim. Artık kendime gülüyorum. Evet saatlerce süren ağlamalardan sonra oturup kendime gülüyorum artık. Delice değil mi? Belki. Ama insanı ne mutlu eder ki? Bu sorunun cevabını bilmiyorum. Limitler dahilinde şizofren, paranoyak, sosyopat, belki de çift kişilikliyim. Uzmanlara göre kesin bir şey var ki depresyondayım…

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.